3. Sınıfta Hangi Dersler Var? – Bir Genç Yetişkinin Gözünden
Hayatımda en çok merak ettiğim dönemlerden biri, okuldayken 3. sınıfı bitirip 4. sınıfa geçme zamanım olmuştu. Çocukluk ve ergenlik arasındaki ince çizgide, genç yetişkinliğin kapılarını aralamaya başladığın o karmaşık dönemde, her şey o kadar net değil. Ama bir şey kesin: büyümenin, öğrenmenin ve değişmenin sancılarını her an hissediyorsun. İşte o dönemde bir gün, Kayseri’nin güneşli bir sabahında, okulun kapısında son kez durmuş, hangi derslerle karşılaşacağımı düşünüyorum. 3. sınıfta hangi dersler var, diye düşünerek içimde bir heyecan ve merak duygusu beliriyor.
İlk Günün Heyecanı
O gün, okulun ikinci katına adımımı atarken kalbim hala hafif atıyordu. Kayseri’nin dar ama sevimli sokaklarından okula giden o yolculuğu her zaman sevmişimdir. Ama bu defa biraz farklıydı. 3. sınıf benim için bir dönüm noktasıydı; hem biraz daha büyüdüğüm, hem de daha fazla sorumluluk taşıdığım bir yıl olacaktı.
“Yine mi Türkçe?” diye sorduğumda, yanımda oturan arkadaşım Zeynep, biraz şaşkın ama eğlenceli bir şekilde gülümsedi. “Evet, Türkçe var,” dedi. Türkçe… Bir yanda zorlanırken diğer yanda şiir yazma ve anlatma arzusuyla yanıyordum.
Ve birden aklıma geldi; 3. sınıfta hangi dersler var ki? Neden bu kadar heyecanlıyım? O kadar çok ders vardı ki, onları düşünmek bile yoruyordu. Ama bir şekilde, okulun o uzun koridorlarında yürürken tüm bu düşünceleri bir kenara bırakıp derse odaklanmaya karar verdim. O zamanlar en sevdiğim derslerin başında Matematik geliyordu. Kendimi sınavlarda test ederken, hep bir parça hayal kırıklığına uğrardım. Ama Matematik yine de bende bir merak uyandırmıştı. Sayılar, denklemler, hesaplamalar… Sanki bir tür macera gibi, başına ne geleceğini hiç bilemeyeceğin bir yolculuk.
Sosyal Bilgiler ve Hayal Kırıklıkları
Okulun ilk günlerinde, öğretmenim yeni müfredata göre ne dersler olduğunu açıklarken, birden “Sosyal Bilgiler” dersi de aklıma geldi. Çocukken hep eğlenceli gelirdi, ama zamanla biraz sıkıcı bir hale gelmişti. O kadar çok tarihi öğretiyorlar, o kadar çok konuyu gözden geçiriyorduk ki, adeta bir labirente düşmüş gibi hissediyordum.
Ama işin ilginç tarafı şu ki, bu ders aslında biraz da beni şekillendiriyordu. Çünkü her yeni konu, dünyanın farklı yerlerine olan bakış açımı değiştiriyor, bana hayatta başka insanların da farklı zorluklarla mücadele ettiklerini hatırlatıyordu. Bir dönem çok sıkıldığım bir Sosyal Bilgiler dersinde, öğretmenimin bir sözü aklımda kaldı: “Bir toplumun tarihini anlamadan, geleceğini inşa etmek zor.” Bu sözle, her ne kadar o an sıkılsam da, içimdeki umut kıvılcımını ateşledi.
Fen Bilgisi: Merakın Başlangıcı
O günler boyunca en çok heyecanlandığım derslerden bir diğeri de Fen Bilgisi’ydi. Laboratuvarlar, deneyler, ilginç keşifler… Gözlerim parlıyor, içimdeki bilim sevgisi her geçen gün daha da büyüyordu. Hani derler ya, “Merak etmenin yaşı yoktur” diye, işte ben de o yaştaydım. Fen Bilgisi dersinde her şey mümkün gibi görünüyordu. Bir kimyasal madde ile başka bir maddeyi karıştırdığında ne olacağını tahmin etmek, dünyadaki milyonlarca farklı olayı anlamak – o anları yaşamak bir başka dünyaya gitmek gibiydi.
Bir gün öğretmenimiz, “Bugün yerçekimi deneyini yapacağız!” dedi. Bu, aslında hep duymaktan aşina olduğum bir konu olmasına rağmen, derste yapılan uygulama o kadar dikkatimi çekti ki, evde sürekli o deneyi zihnimde canlandırmaya başladım. Bazen düşünüyordum: Bir insanın her şeyi öğrenebilmesi ne kadar zaman alır? Kendimi sürekli bu sorularla boğuyordum.
Matematik: Kendi Kendini Keşfetmek
Ama gelin görün ki, Matematik dersinde o ilk heyecanımın kaybolduğunu fark ettim. Başlangıçta sayılarla dans etmek bana çok heyecan verici gelirken, bir noktada, denklemlerle savaşıyorum gibi hissediyordum. Türkçe dersinde ise kendimi daha özgür hissediyordum. Cümleler kurmak, şiir yazmak ya da bir öykü oluşturmak… Kendimi en çok ifade ettiğim anlar, bu dersin içindeydi.
İçimdeki kararsızlıkla birlikte, öğretmenimin cümlesi yine aklıma geldi: “Hayatta bazen zor derslerle karşılaşırsınız. Ama esas önemli olan, o derslerden ne öğrendiğinizdir.” O an anlamıştım: Matematik bana disiplin kazandırmıştı, Fen Bilgisi bana hayal kurmayı, Sosyal Bilgiler de dünyayı anlamayı öğretmişti.
Sonra Ne Oldu?
Ve derken zaman hızla geçti. 3. sınıf bitti, o dönemde edindiğim bilgi birikimi ve hayat görüşüm bana yepyeni kapılar açtı. Bazen hayal kırıklıkları yaşadım, bazen heyecanlandım ama her durumda bir şeyler öğrendim. Okuldan çok, büyümenin kendisi de bir dersmiş. Artık 25 yaşında bir yetişkin olarak bakınca, o yıllarda aldığım derslerin etkisini hala hissediyorum.
Bu yazıyı yazarken, bir kez daha fark ediyorum ki; hayat, en çok öğrendiğimiz derslerle şekilleniyor. Bu dersler sadece okulda alınan dersler değil; zamanla değişen, büyüyen ve dönüştüğümüz anlar. Kim bilir belki ileride başka nesiller 3. sınıf derslerini öğrenirken, birer yetişkin olurlar ve büyüdükçe, öğrendiklerini hayatlarına yansıtırlar.